|
KONYA VE MEVLANA
|
Mevlana, gerçek adıyla Muhammed Celaleddin ya da bilinen tam adıyla Mevlana Celaleddin Rumi Konya ile bütünleşmiştir. Konya denince akla ilk olarak Mevlana, Mevlana denince de akla ilk Konya gelir. Bu Tanrı aşığı, ilahi aşka aşık bu büyük bilge, mistik ve şair, Konya'ya geldiği 1228 (bir başka yaklaşıma göre 1225) yılından öldüğü 1273 yılına kadar hemen hemen kesintisiz olarak yaşadığı bu kentle özdeşleşmiş gibidir.
Anadolu’ya akınlar düzenleyen Selçuklu Türklerinin eline ilk kez 1069 yılında kısa bir süre için geçen kent, daha sonra Bizanslılar tarafından geri alındı. Ama Malazgirt Savaşın dan (1071) sonra Küçük Asya’yı hızla ele geçiren Selçuklular, bu kenti de 1081 yılında elde ettiler. Kent, 1097 yılındaki Haçlı seferi sırasında kısa bir süre için 1190'daki Haçlı seferinde de yine bir kaç aylık bir süreyle Barbarossa'nın ordusunun eline geçtiyse de Konya’daki Türk egemenliği sürüp gitti. Anadolu Selçuklular'ının başkenti olan Konya, özellikle Alaeddin Keykubad döneminde (1219-1236) birbirinden güzel yapılarla süslendi. 1243 yılında başlayan Moğol istilası, İlhanlılar döneminden sonra kent hızla geriledi. Moğolların Anadolu’yu terk etmelerinden sonra Karamanoğullarının egemenliğine giren kent 1393' de Yıldırım Bayezid tarafından ele geçirildi. Fatih Sultan Mehmet bölgeyi sonul olarak Osmanlı topraklarına kattı. Konya’nın bütün dönemlerde çok önemli bir kent olması, hiç kuşkusuz egemen olduğu uçsuz bucaksız ovadan ileri gelmektedir. Bu nedenle ancak nadasa bırakma yoluyla ekilebilen bu geniş ova, inanılmaz büyüklüğü sayesinde Türkiye’nin en önemli tahıl üretim alanlarından biri olma özelliğini korumaktadır.
Adı Konya ile özdeşleşmiş olan bütük İslam Tasavvufçusu Mevlana, bazı kaynaklara göre 1207 yılında, o çağlarda Horasan ülkesinin bir beldesi olan Belh ya da Balkh kentinde doğdu. Her ne kadar Mevlana’nın doğumunu başka yıllara tarihleyen kaynaklar bulunuyorsa da kendi yazıları ve anlattığı olayların akışı incelendiğinde, 1207 yılının daha doğru olduğunu düşünmek olasıdır. Mevlana adı Arapça kökenli olup "Yüce efendimiz" olarak çevrilebilir. "Rumi" soyadı ise genç yaşından itibaren Türk ve İslam aleminin en Batı yöresini oluşturan Anadolu’da ve Konya ilinde bulunmasından dolayı yakıştırılmıştır. O dönemde "Diyar-ı Rum" olarak anılmaktaydı. Bu bölgede yaşadığı için Mevlana’ya da "Rumi" takma adı yakıştırılmıştı.
Mevlana’nın babası Bahaddin Veled de çok ünlü bir din ve bilim adamıydı. Bahaddin Veledin ünü, tüm İslam Dünyasına yayılmıştı. Hacca gitmek gerekçesiyle tüm ailesiyle kendisine çok bağlı bazı öğrencileriyle birlikte 1219 ya da 1220 yılında Belh kentini terk etti. Moğol akıncıları, tüm Horasan yöresiyle birlikte bu kenti yerle bir ettiler. Konya yakınlarında bulunan Karamana gelip yerleştiler. Genç Mevlana burada babasının isteği üzerine Gevher Hatunla evlendi. İki oğlu ve bir kızı oldu. Oğullarından Sultan Veled, babasının ölümünden sonra Dergahı gerçek anlamda bir tekke olarak düzenleyecek ve babasının mistik düşüncesini bir dünya görüşü olarak bir düzene koymuştur. Karaman’da yedi yıl gibi bir süre kalan aile, 1228 yılında Konya’ya göçüp yerleşti. Mevlana Celaleddin, bu uzun yıllar boyunca babasının yanında ve sayesinde eksiksiz bir eğitim yaptı. Mevlana’nın öğretisinin temelini oluşturan insan sevgisinin ve sınırsız hoşgörüsünün temellerinin bu değişik görüşleri öğrenip tanımasıyla atıldığını düşünmek hiç de yanlış olmayacaktır. Babasının 1231 yılında ölümü üzerine Celaleddin onun yerine geçti ve öğretmenliğe başladı.
Mevlana’da büyük dönüşüm başlıyor. 1244 yılında Mevlana’nın yaşamasını allak bullak eden ve onun evrensel düşüncesini, öğretisini oluşturmaya başlamasına yol açan önemli bir gelişme oldu… İran'ın Tebriz kentinden Konya’ya gelen Muhammed Şemsettin adlı bir dervişle tanışan Mevlana Celaleddin’in önünde tasavvufun inanılmaz derinlikteki uçsuz bucaksız evreni açıldı. Özverinin ve tutkusuzluğun anıtsal kişiliğini temsil eden bu alçakgönüllü derviş, Mevlana’yı öylesine derinden etkiledi ki, onu medresesine götürüp onunla birlikte bir hücreye kapandı, kırk günlük yeni bir düşünceye daldı. Bu dervişin kişiliğinde ilahi aşkı buluşladı. "Şems-i Tebrizi" diye anılan bu bilge, adının anlamı gibi onun önünü ve geleceğini aydınlattı. Ne var ki Mevlana’nın artık kendileriyle ilgilenmemesinden ve bütün zamanını Şemse ayırmasından tedirgin olan öteki sevenleri, yakınları ile öğrencileri, giderek Şemse karşı düşmanca duygular beslemeye başladılar. Bu tepkiler daha da yoğunlaşınca, belki de kendisini belli bir tehdit altında hisseden Şems, bir gün ansızın ortadan kayboldu. Bunun üzerine derin bir üzüntü ve kedere kapılan Mevlana büsbütün içine kapandı, hücresinden dışarı çıkmadı, kendisini şiire iç dünyasına verdi. Düşünüyor ve dans ediyordu. Sema dansı bu dönemde doğdu. Mevlana’nın Şems-i Tebrizi 'in kişiliğinde ilahi aşkı bulunduğunu bir türlü kavrayamayan müritlerinin ve sevenlerinin öfkesi yeniden yükseltmeye başladı. Artık iyiden iyiye Şemsi Mevlana’yı kendilerinden uzaklaştıran kişi olarak görmeye başladılar ve ona düşmanca davranışlar gösterdiler. İşte bu sırada 1247 yılında ikinci kez Şems-i Tebrizi ortadan kayboldu. Şemse gerçekten ne olduğu bilinmemektedir. Bazı kaynaklar Mevlana’yı taparcasına seven bazı müridlerinin büyük bir kıskançlık ve öfke ile onu öldürüp bir kuyuya attıklarını, cesedinin gerçekten de hiçbir zaman bulunmadığını ileri sürerler. Cesedin gerçekten de bulunamamış olmasından dolayı bu iddianın doğruluk derecesi pek belirgin değildir. Bu düşmanca ortamdan bunalan Şemsin bir gece ansızın ilk kez olduğu gibi kimselere görünmeden çekip gittiğini ve yaşamını, mistik düşüncesine uygun bir biçimde sessiz ve alçakgönüllüce bir biçimde tamamlayana kadar sürdürdüğü ileri sürülmektedir. Mevlana’nın öğretisinin temelini oluşturan sevgi ve hoşgörü göz önünde bulundurulacak olursa, cinayet işlenmiş olması olasılığı pek de akla yakın gelmemekte ve bu ikinci yaklaşımın daha doğru olabileceği düşünülmektedir. Yine de Şemsin ortadan kaybolmasının bugün bile gizemini koruduğu belirtilmelidir. Şemsin böylelikle tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Mevlana kendisini yeniden dansa ve şiire verdi.
Mevlana Celaleddin, ağır, ateşli ve çok sancılı bir enfeksiyondan dolayı 17 Aralık 1273'te öldü. Cenazesi, Konyalı Hıristiyan ve Yahudilerin de yoğun biçimde katıldıkları, eşi görülmemiş bir kalabalık eşliğinde babasının ve başka sevdiklerinin de gömülü olduğu yere, gül bahçesine defnedildi. Yalnız bir İslam tasavvufçusu olarak değil, aynı zamanda büyük bir şair ve yazar olarak beliren Mevlana Celaleddin'in yapıtlarını yalnızca felsefesi itibariyle değil, edebi değeri itibariyle de değerlendirmek doğru olacaktır. Türk ve anadili Türkçe olmakla birlikte yapıtlarını Farsça yazmıştır. Bunun nedeni, o çağda henüz göçebe bir halkın dili olarak yeterince gelişmemiş bulunan Türkçe’nin Mevlana’nın derin duygu ve düşüncelerini istediği gibi ifade etmesine olanak vermemesi kadar aynı zamanda büyük bir dil bilgini de olan tasavvufun Fars diline olağanüstü egemen olmasıdır.
Mevlana’nın en büyük yapıtı tüm ömrü boyunca gazel ve rubai tarzında yazdığı şiirlerden oluşan Divan-ı Kebir'dir. İlk basılı biçiminde 50 binden fazla beyit bulunmakla birlikte büyük uzmanların yaptıkları incelemelerde bu Divana bir çok yabancı şiirin karıştığı ve bir hayli de yinelenmelerin bulunduğu saptanmıştır. Bütün bunlar ayıklandıktan sonra yapılan baskıda 2 binden fazlası gazel ve 4 bine yakın rubai olmak üzere 25 bin beyit kadar tamamı Mevlana’ya ait biçimiyle ortaya çıkmış bulunmaktadır. İlahi aşkın bir başka benzeri bulunmayacak kadar güzel ifade edildiği olağanüstü lirik şiirlerden oluşan bu divan İslam şiirinin en büyük anıtsal yapıtıdır. Mevlana’nın en ünlü ve gerek İslam aleminde, gerekse Batıda en çok okunan yapıtı ise ünlü Mesnevisidir. İlk 8 beytini kendisi yazmış, geriye kalanını o dönemdeki en sevgili müridi olan Hüsameddin Çelebi kaleme almıştır. Bazı kaynaklara göre 25 binden, bazılarına göre ise 26 binden fazla beyitten oluşmakta olan bu büyük yapıt, İç içe girmiş öykülerden, masallardan, ders çıkartılacak olaylardan ve bunların tümünden birden fışkıran inanılmaz büyüklükte ve tanrısal bir insan ve Tanrı sevgisinden oluşmaktadır. Anlattığı öykülerde ve örnek olaylarda hep ama hep dersler vardır. Bu dersleri gerektiği gibi çıkaran ve özümleyen okurların onun derin kişiliğinden etkilenmemeleri olası değildir. Yapıtın İslam aleminde Kur'andan ve Hadislerden sonra üçüncü kaynak kitap olma özelliğini taşıdığını ileri sürmek olasıdır. Büyük bir İslam bilgini ve Devlet adamı olan Horasanlı Molla Cami'nin Mevlana ve Mesnevisi için söylediği şu sözler, bu yapıtın önemini anlamak ve anlatmak için son derece anlamlıdır: "O bir peygamber değildi, ama yine de bir kitap bıraktı" anlamında" Molla Cami'nin burada 'Kitap' sözcüğünü sanki ‘bir kutsal kitap’ anlamında kullandığı açıktır.

Mevlana’nın hem büyük bir bilgin, hem düşünür hem de büyük bir şair olduğu belirgindir. Yapıtlarından da açıkça görüleceği gibi bazen düşünür yanı öne çıkar, bazen şair yanı ağır basar. Ama bu iki kimliği her zaman birlikte yürür. Ne düşünür yanının ağır bastığı bölümlerde şiiri ve şairliği belli bir düzeyin altına düşer, ne de şair olarak şiir sanatını doruklarına çıkardığı beyitlerinde düşünür yanı geride kalır. İşte Mevlana’nın düşüncesinin ve sanatının büyüklüğü biraz da buradadır. Bu iki büyük yapıtının dışında Mevlana’nın üç de düzyazı yapıtı vardır. Bunlardan birincisi "Mektubat" adıyla bilinen ve 147 mektuptan oluşan yapıtıdır. Bunlar türlü konular üzerine değişik kişilere yollamak üzere yazdırdığı mektuplardır. Tüm bu mektuplarda yaşamın anlamı ve karşılaşılan sorunlara nasıl yaklaşılmasının daha doğru olacağına ilişkin olarak verdiği birbirinden değerli dersler bulunmaktadır. Düzyazı yapıtlarının ikincisi olarak sözü edilmesi gereken "Mecalis'i Seba"nın anlamı "Yedi Meclis 'tir. Verdiği yedi vaazı esnasında müritleri tarafından alınan kayıtlar sayesinde kitap durumuna getirilmiştir. Burada da Müslümanların ibadetlerinde önemli bir yeri olan vaaz olgusunun en yetkin ve erdemli örnekleri söz konusudur. Son olarak "Fıh-ı ma-fıh"ten söz etmek gerekecektir. Edebi olmaktan çok halkın konuştuğu Farsça’yla yine müritleri tarafından alınan kayıtlar sayesinde oluşturulan bu yapıtta da Mevlana’nın dünya görüşünü ve yaşadığı dönemdeki olaylara yaklaşımlarını bulmak, böylelikle de yine önemli ve değerli dersler çıkartmak olasıdır.
Mevlana'dan Sonra
Dünya tarihindeki büyük önderlerden pek azı, kendilerinden sonra işlerin ve düzenin nasıl sürüp gideceğine ilişkin kalıcı kurallar koyabilmişlerdir. Onların daha çok kuramsal ağırlıklı ve büyüleyici önderliklerinde, biraz da kendiliğinden ve edim bilim olarak gelişen biçimlenmeler belli ya da belli belirsiz ama mutlaka şu ya da bu biçimde geçici bir düzene oturur. Önderin ölümünden sonra ise, değişen koşulların dayatmasıyla bu düzende değişiklikler meydana gelmesi kaçınılmaz olur. İsa Peygamber de kendisinden sonra neler olacağını ve nelerin nasıl meydana gelmesi gerektiğini açıkça söylememiş, belirtmemiştir. Sonuçta Hıristiyanlığın bir Devlet dini olarak kurumlaşması için üç yüzyıl geçmesi gerekmiştir. Hemen hemen aynı şey Hz. Muhammed için de söz konusudur. Esas itibariyle Mekke ve Medine’de yaşayan İslam ileri gelenlerinin oluşturdukları bir tür "Danışma Meclisinin, İslam ülkesinin yönetimi için yeterli olacağı varsayılmıştı. Bunun böyle olmadığı ilk dört halifenin üçünün cinayetlere kurban gitmesiyle anlaşıldı. Mevlana da yaşadığı dönemde belli bir örgüt oluşturmak gibi bir gayret içinde olmadı. O sadece içindeki ulu ve verimli pınardan fışkıran düşüncelerini ve duygularını çevresine saçmakla, insanları aydınlatmakla ve onlara öğretmekle uğraşıyordu. Öldükten sonra bir türbeye gömülmek istemediği dahi bilinmektedir. Ne var ki, gerek manevi, gerekse bundan kaynaklanan nesnel etkinliği öylesine güçlüydü ki ölümünden sonra insanlar onun dergahının etkinliğinin sürüp gitmesini adeta dayattılar. Gerek Anadolu Selçuklu Devleti, gerekse Konya halkı onun manevi kişiliğinin devamını en gözde müridi olan Hüsamettin Çelebi'de buldular. Hüsameddin Çelebi, gerek çok saygın kişiliği, gerekse Mesnevinin meydana gelmesindeki yoğumsanamaz, yadsınamaz önemdeki işlevi ile bu büyük onura layık görüldü. Mevlana’nın oğlu Sultan Veledin de telkini ve etkisiyle yeşil türbeyi yaptırdı ve her Cuma namazından sonra sema dansı düzenleyerek dergahın odak noktasını oluşturup pekiştirdi. Böylelikle gerek Selçuklu Devleti, gerekse varlıklı müritler, pek çok mal ve gayrimenkul vakfederek dergahın varsıllaşmasını sağladılar. Hüsameddin Çelebinin Mevlana’dan on bir yıl sonra ölümü üzerine dergahın başına geçen Mevlana’nın oğlu Sultan Veled, tarikatın dervişlerini Anadolu’nun ve İslam ülkelerinin dört bir yanına yollayarak Mevleviliğin yaygınlaşmasını sağladı. Bu etkinlik giderek büyüdü ki, Fatih Sultan Mehmed'den sonra Padişahların kılıç kuşanma merasimlerinde, kılıcı yeni Padişahın beline takmak üzere Konya Dergahının postnişi, demek ki Çelebisi bekleniyor ve geliyordu. Bu dergahlar birer şiir ve müzik ocağı halinde geliştiler ve günümüzün bu çok zengin Türk Sanat Musikisinin adeta yaratıcısı oldular. Mevlana’nın büyük Türk halk ozanı Yunus Emre üzerindeki derin etkisini de belirtmeden geçemeyiz. Hiç kuşkusuz Yunus Emre’nin 'manevi yaratıcısı, dergahından ışık aldığı Taptuk Emredir. Ama Farsça’yı mükemmel bilen Yunus, Mevlana’nın sevgi dolu öğretisinden müthiş etkilenmiş, tüm yapıtlarını öğrenmişti. Mevlana yapıtlarını Farsça yazdığı için geniş halk kitlelerine ulaşmakta güçlüklerle karşılaşmış ve aracıların çalışmaları vazgeçilmez olmuştu. Oysa Yunus Emre Türk dilinde yazdığı için bu ilahi aşkı çok daha geniş halk kitlelerine ulaştırabilmiştir.
Kaynak: Mevlana Celaleddin Rumi
Yazar : Nusret Dişo Ülkü
|
invest in turkey, investment, Konya, industry, industrial, companies, Adress, eic, eic konya, business, Seyfi Suna, Sabri à zbatman, Rasim Celik, economy, center, companies general, establishment, development center, konya companies, Development Organization, developments, turkish, joint venture, joint venture partners, directory,company directory,turkish,enterprise,business partnership, development, enterprise, industrial trade, information, incentive, textile, automotive, automotive spare parts, machinery, agricultural machinery, food, mewlana, konya chamber of industry, mevlana, sanayi odası, konya sanayi odası, turkish companies, turkish economy, sanayi, konya sanayi odası, abm, bilgi, Konya'da yatırım, Yatırım teÅ vikleri, avrupa bilgi merkezi, foreign direct invstment, FDI, award,living in konya,industrial locations,logistics,sectors,anatolia,anadolu,konyada yaÅ am,OSB, bilgi, merkez,Konya'da yatırım, Yatırım teÅ vikleri Investition in die Türkei, Investition , Konya, İndustrie, industriell, Firmen, Adresse, eic, eic konya, Geschaeft, Wirtschaft, Zentrum, Hauptunternehmen, Entwicklungszentrum, Konya's Unternehmen, Entwicklungsorganisation ,Entwicklungen, türkisch, Risikobündnis, Risikobündnispartner, Inhaltsverzeichnis, Firmenverzeichnis, Unternehmung, Geschaeftspartnerschaft, industrieller Beruf, İnformation, Anreiz, Textil, Fahrzeug, Fahrzeugersatzteile, Maschine, Landwirtschaftsmaschinen, Essen, Mevlana, Konya İndustriekammer, mevlana, İndustriekammer,türkische Wirtschaft,direkt auslaendische İnvestition, FDI, Preis, Leben in Konya, industrielle Stellen, Logistik, Sektoren, Anatolien, l’industrie, l’agriculture, Turquie, de fabrication
|
Aralýk 2004 © www.investinkonya.org.tr
Tüm haklarý saklýdýr. |
РРРЯ, ТУРЦРЯ, Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð , ТРРТРРЫРФРРТ, ФРРТ РРРРЫШРРРРРСТРРРРР, РРРТРРРЯ, ТУРРР, ФРРРР, ФРРРЫ, РРРРЫШРРРРРСТЬ, РРРРТРРРРРРШРРРЯ, РРФРРРРЦРЯ, ТРРРРРРЯ, РРРРЬ Ð Ð Ð Ð Ð , ЦРРТР, РРРРТРРРРРРШРРРЯ РСРРРЩР, РРРРТРРРРРРШРРРЯ Ð Ð Ð Ð Ð , РРРРСЫ, РРРРРРРРЦРЯ, РРРРТР, СРРТРРЫ, РРТРРРТРР, РРРЧРСТРРРТРРРТРРР, РРРРРЬ, РРТЬà , ТРРСТРРЬ, РРРСТРЧРСРРР, РРТРРРР, РРСТРТРРЬРРРРСРР, РРРРРРРЫ, РРУРР, Ð Ð Ð Ð Ð , ХРРР, РРЧРРЬР, ШРРРРРР, Ð Ã Ð , РРРРРЬР, РРХРТ , РРРУР, РРРРРРЬР, РУРР, УРРРРРРР, РРТРРРРРРРТЬР, ТРРРР, РРРРЫШРРРРРСТЬ РРРà РРРРРРРРЫ, РРЮРРРРР, СРРРРР, РРШРРЫ Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð , РРРРУРРРРРРРРРРШРРРР, РРШРРЫ РРРЬРРЦЫ, РРТРР, РРСТРР, РРРТЬР, РРРРУРРРРРРРТРРРРРР, РРРФРТЫ, Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð , РРРСРФРРРУ, Ð Ð Ð Ð Ð Ð , РСЬ, РРРà СРЫРРРР, Ð Ð Ð Ð Ð Ð Ð ,٠٠٠٠ا تر٠٠ا ٠٠٠ا٠ا,ا٠غر٠ة ا٠تجار٠ة , ا٠غر٠ة ا٠ص٠اع٠ة آ٠اد٠٠, ا٠تر٠, ا٠شر٠ة , ا٠شر٠ات, Ø§Ù Ø¨ØØ« ا٠ص٠اعة, ا٠أستث٠ار, ا٠٠عر٠ة, ا٠تجارة , ا٠ØÙ اة ٠٠٠٠٠٠ا, ا٠٠ر٠ز ا٠أستث٠ار ا٠٠شتر٠, ا٠أستث٠ار ٠٠٠٠٠٠ا , ٠طع غ٠ار ٠٠س٠اراتا٠آثاث, ب٠است٠٠, ا٠غذ٠د٠٠, ا٠٠بات٠, ٠ا٠ار٠ا, ا٠ب٠٠غ٠ر7,ا٠خبز, ا٠بس٠٠٠ت ٠ا٠٠ع٠, ا٠س٠ر ,ا٠عس٠, ا٠د٠٠٠, ا٠تغ٠٠٠, ا٠٠٠ابس ا٠جا٠زة , ا٠خ٠ط ,٠ص٠اعة ا٠سجاد,٠٠د٠, ا٠آ٠ات ا٠زراع٠ة, ا٠٠طع ٠٠س٠ا٠ة , ٠٠ائ٠٠٠٠طØÙ Ø© Ø§Ù Ù ØØ±Ù ا٠٠طع ٠٠٠را٠٠, صِنَاعَة, تَوْظِيف الْمَالِ;, قُونِيَة;, صَنْعَة, اِطَاقَة |